insan bazen ne bok yiyeceğini bilemiyor
bazen canım sıkkın olduğunda -ki genelde her zaman canım sıkkındır, bir şişe güzel marmara şarabı alıp babamın yanına giderim. sıcak bir yaz günü, güneş kendini göstermediği günlerin intikamını alırcasına gökyüzündeki tahtına oturmuş dünyaya bakıyordu. bir elimde şarap diğer elimde de babamın içtiği uzun 2000 sigarasıyla demir kapıdan içeri girdim.
“baba nasılsın?”
“oo evlat, hoşgeldin.”
“şarap aldım, içeriz 2000 de aldım sana.”
“yahu ne zahmet ettin, neyime yarayacak sigara.”
“olsun sen seversin.”
sesimde canımın sıkkın olduğunu ilan eden bir ton vardı. babam her zamanki gibi bunu ben söylemeden anladı.
“hayırdır, neye sıkıldın sen?”
“insan bazen ne bok yiyeceğini bilemiyor be baba.”
“bilirim evlat, bilirim.”
babamın bana “evlat” diye seslenmesini çok severim. çocukken ailecek izlediğimiz amerikan filmlerindeki aileler gibi. şarabı açtım, öncelik babamdaydı, sonra ben diktim kafaya. sonra babama ve bana birer sigara yaktım. babam moderndir yanında sigara falan içmeme bir şey demez.
“anlatmayacak mısın be oğlum.”
“saadet.”
“saadet şu seni geçen terk edip giden değil mi?”
“evet baba, bu sabah beni aradı. özledim dedi.”
“sen ne dedin.”
“bir bok diyemedim. öyle sustum.”
“seviyor musun saadet’i?”
“it gibi seviyorum.”
“ee o zaman neye sıkılıyorsun bu kadar amına koyayım?”
“hiç olmayacak bir zamanda, hiç olmayacak bir adama gitti be baba, kaç ay hastanede yattım, kaç kez yanına gelmeye yeltendim, sen de biliyorsun.”
“ama seviyorsun.”
“seviyorum.”
“aşk acının göbek adıdır oğlum. aşık adam acı çeker ama çektiği acı ölümsüz yapar adamı. aşksız adam yaşar. ama nafile yaşar. bok gibi yaşar yani. bir kere götüne girdi mi bu şemsiye, yolu yok çekiceksin.”
babam böyle konuşmaya devam ederken şarap da neredeyse bitiyordu. babama doğru baktım, içime beton atılmış gibi hissettim.
“seni çok özledim be baba!”
“konuşuyoruz ya oğlum.”
“öyle de ne bileyim, sen orada ben burada.”
“koy götüne, bunu bulamayanlar da var.”
“keşke şimdi sarılabilseydim sana.”
gözlerimde biriken yaşlara daha fazla dayanamayıp koyverdim kendimi. babam da bir şey demiyordu, “o da ağlıyor” diye düşündüm. bu beni daha çok yaraladı. yüreğime mum dökülüyormuş gibi hissettim. ne çok özlemiştim babamı. o da beni özlemişti elbet. söyleyemiyordu ama. çocukken de belli etmezdi sevgisini.
“baba nasılsın?”
“oo evlat, hoşgeldin.”
“şarap aldım, içeriz 2000 de aldım sana.”
“yahu ne zahmet ettin, neyime yarayacak sigara.”
“olsun sen seversin.”
sesimde canımın sıkkın olduğunu ilan eden bir ton vardı. babam her zamanki gibi bunu ben söylemeden anladı.
“hayırdır, neye sıkıldın sen?”
“insan bazen ne bok yiyeceğini bilemiyor be baba.”
“bilirim evlat, bilirim.”
babamın bana “evlat” diye seslenmesini çok severim. çocukken ailecek izlediğimiz amerikan filmlerindeki aileler gibi. şarabı açtım, öncelik babamdaydı, sonra ben diktim kafaya. sonra babama ve bana birer sigara yaktım. babam moderndir yanında sigara falan içmeme bir şey demez.
“anlatmayacak mısın be oğlum.”
“saadet.”
“saadet şu seni geçen terk edip giden değil mi?”
“evet baba, bu sabah beni aradı. özledim dedi.”
“sen ne dedin.”
“bir bok diyemedim. öyle sustum.”
“seviyor musun saadet’i?”
“it gibi seviyorum.”
“ee o zaman neye sıkılıyorsun bu kadar amına koyayım?”
“hiç olmayacak bir zamanda, hiç olmayacak bir adama gitti be baba, kaç ay hastanede yattım, kaç kez yanına gelmeye yeltendim, sen de biliyorsun.”
“ama seviyorsun.”
“seviyorum.”
“aşk acının göbek adıdır oğlum. aşık adam acı çeker ama çektiği acı ölümsüz yapar adamı. aşksız adam yaşar. ama nafile yaşar. bok gibi yaşar yani. bir kere götüne girdi mi bu şemsiye, yolu yok çekiceksin.”
babam böyle konuşmaya devam ederken şarap da neredeyse bitiyordu. babama doğru baktım, içime beton atılmış gibi hissettim.
“seni çok özledim be baba!”
“konuşuyoruz ya oğlum.”
“öyle de ne bileyim, sen orada ben burada.”
“koy götüne, bunu bulamayanlar da var.”
“keşke şimdi sarılabilseydim sana.”
gözlerimde biriken yaşlara daha fazla dayanamayıp koyverdim kendimi. babam da bir şey demiyordu, “o da ağlıyor” diye düşündüm. bu beni daha çok yaraladı. yüreğime mum dökülüyormuş gibi hissettim. ne çok özlemiştim babamı. o da beni özlemişti elbet. söyleyemiyordu ama. çocukken de belli etmezdi sevgisini.
şarap tamamen bitmiş hava da kararmaya başlamıştı. yanaklarım az önceki gözyaşı sağanağından arda kalan izleri taşıyordu hala. tekrar babama baktım, bir sigara yaktım. “keşke” dedim sessizce “ölmeseydin be baba!”
mir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder