28 Haziran 2012 Perşembe



kaçan hevesler meleği
yoğun bir iş gününün ardından eve gelir gelmez sızıp kalmıştım. uykumun en tatlı yerinde genzime dolan dumanla irkilerek uyandım. geceleri sürekli böyle şeyler yaşıyordum ama bu biraz farklıydı. sanki biri içine çektiği iki ciğer dolusu dumanı burnumdan içeri doğru üflemişti. bütün gücümle nefes almaya çalışsam da başaramadım. gözlerimi açtığımda aslında açmadığımı düşündüm, zira karşımda sırtında dev kanatları olan beyaz elbiseler içinde, altın rengi saçlı bir kadın oturuyordu.  ”kötü bir kabus” diyerek yastığa kafamı geri koydum. bazen rüyada olduğunu bildiğin halde kendine çaktırmazsın ya öyle bir şey sanmıştım bunu da… öyle değilmiş, omuzlarıma uzun uzun çivilerin battığını hissettim. hissettiğim acı o kadar yoğundu ki kanepeden kendimi yere attım. neyin içinde olduğumu bir türlü anlayamıyordum, gözlerim açıktı ve yatakta az önce benim yattığım yere doğru uzanmış dev gibi fosforlu tırnaklarıyla kanatlı bir kadın duruyordu.
“canını yaktıysam özür dilerim. ama çok derin uyuyorsun ve benim zamanım çok az.”
“sen nesin lan!”
“genelde sen kimsin diye sorarlar. değişik biri olduğunu söylemişlerdi gerçi…”
korkudan kuruyan ağzımı bile kapatamıyordum. öylece bakıyordum kanepedeki kanatlı kadına. çevik bir hareketle doğruldu ve aynı çeviklikte dünyanın en beyaz ve transparan kumaşının sardığı bacaklarını üst üste koydu. göğsünden çıkardığı sigarayı tırnağıyla yaktı. bu benim zaten patlamış ödümü tanınmaz hale getiren hareketti.
“korkmana gerek yok, sana zarar falan vermeyeceğim. aksine, sana yardım etmek için gönderildim.”
“n.. ne yardımı ya?”
“ben kaçan hevesler meleğiyim. senin kaçan heveslerini geri getirmek için burdayım.”
yerimden doğrulup kanepeye oturdum. hala it gibi korkuyordum kadından. her an üzerime atlayıp tek ısırışta karaciğerimi yerinden sökecek sanıyordum.
“korkmakta haklısın tabii. ben de kendimi bir anda karşımda görsem korkardım. ama merak etme sana zarar vermeyeceğim.”
yanıma doğru yanaşıp saçlarımı okşadı ve sıcaklığını yarım metreden hissettiğim dudaklarıyla boynumu öptü.
“sen allah mısın?”
“gerçekten çok değişik bir çocukmuşsun. allah değilim ben, dedim ya kaçan hevesler meleğiyim.”
“o ne ya?”
“seni uzun zamandır izliyoruz. hiç bir sebep yokken mutsuz hissediyorsun kendini. sürekli yalnız kalmak istiyorsun. bir şey arıyorsun ama bulamıyorsun. işte o bulamadığın şey aslında senin hevesin.”
“ee ne yapacaksın bana?”
“kaçan hevesini yerine getireceğim.”
“nasıl?”
“önce bana nasıl bir hayatın olmasını istediğini söylemelisin.”
“ben bir hayat istemiyorum. benim istediğim tek şey huzur.”
“nasıl bir huzur?”
“basit bir huzur. sadece gece yastığa kafamı hiçbir bok düşünmeden koymak istiyorum.”
“başka bir şey istemiyor musun cidden? mesela kendini öldürmek istemiyor musun?”
“istemiyorum. hem niye öldüreyim? dünya, uğruna can verilecek kadar değerli değil benim gözümde. “
“peki yalnızlık hissetmiyor musun?”
“yalnızlığı seviyorum ben. benim çevremde çok insan var. hepsini de severim. ama yalnızım işte. bu da benim yeteneğim.”
“bakıyorum da hemen açıldın.”
“insan bazen saçma durumlarda anlamsızca sakinleşir. en son deprem gecesi böyleydim ben. etraf enkaz altındaki insanların çığlıklarıyla yankılanıyordu ve ben çok normal bir şeymiş gibi onları izliyordum.”
“anlıyorum. şimdi ikinci aşamaya geçiyoruz. “
“geçelim, nedir o ikinci aşama.”
“kaçan hevesi geri getirmek…”
“o kanatlar gerçek mi ya?”
“konsantre olmalısın..”
“karşımda, sırtına dev bir martı çarpmış kadın varken nasıl konsantre olayım.”
“gözlerini kapat…”
“kapattım.”
“derin nefes al.”
“alıyorum.”
“şimdi de söyleyeceğim şeyleri tekrarla: humanius est deridere vitam quam deplorare”
***
“serkan! lan serkan! abi sana demedim mi saat dörtten sonra güneş bu odaya cepheden vuruyor diye ya! serkan uyansana oğlum! oha herif sırılsıklam olmuş, serkan!”
“vitam deplorare… ha? n’oluyor lan?”
“ne diyorsun amına koyayım ya? kalk hadi.”
mir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder